BİZ İKTİSATLILAR: İÇİMİZDEN BİRİ PROF. DR. AKIN İLKİN

Bugün bu paylaşımımızda İÜ İktisat Fakültesi’nin değerli akademisyenlerinden ve eski Dekanlarından Prof. Dr. Akın İlkin’i anıyoruz.

Paylaşımımıza yazıları ve fotoğrafları ile destek olan Sayın Aylin İlkin’e, Prof. Dr. Kaya Ardıç’a, Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu’na, Prof. Dr. A. Kadir Mercül’e teşekkür ediyoruz.

İÜ İKTİSAT FAKÜLTESİ MEZUNLARI CEMİYETİ

Aramızdan ayrılan Akın İlkin Hoca ile ilgili bir anımı yazmam için İFMC Başkanımız sevgili Sevil Hanım geçenlerde aradığında nedense elim bir türlü klavye tuşlarına gitmedi. Bunda, aniden ortaya çıkan görme kaybı başta gelse de Akın hoca için aklımda kalan ilginç bir anımın olmayışının da payı var kuşkusuz. Rahmetli hocamızın kişilik özelliklerinden gelen kendine özgü bir durusu vardı; resmiyeti sever fazla samimi ve yakınlaşmaktan hoşlanmayan mesafeli ve ciddi görünmeye özen gösterirdi. Üstelik, aslında yumuşak bir karakteri olmasına karşın sanırım şekerinden ötürü bir özelliği de kızınca çabucak parlaması ve suratının kızarmasıydı. Oldukça açık renkli biri olduğu için yüzünün kızarması dikkat çekerdi. Nitekim kendisiyle öğrencilik yıllarında yaşadığım daha doğrusu tanık olduğum bir anım aklımdan çıkmadı. İkinci sınıfta İktisat Fakültesi’nin belki en zahmetli ve uzun dört ayrı dersten oluşan (Makro İktisat, Milli Gelir, Ulaştırma, Sanayi Ekonomisi) ve 2,5 saat süren bir sınavı vardı, özellikle gözetmenler için çok sıkıcı idi. Sınavın son 10-15 dakikalarında 2 No’lu amfide birkaç öğrenci kalmıştık ve ben kağıtları toplayıp çıkmak için ayağa kalkarken o zaman henüz asistan olan Akın İlkin son derece yumuşak ve sevecen bir üslupla önümde oturan çocuğun yanına geldi ve “haydi be kardeşim sen de kalk ver şu kağıdını da senin için de bizim için de bitsin bu eziyet” dedi. Çocuğun Güneydoğu Anadolu şivesiyle yanıtı şöyle oldu “vallahi sınav harcımı son kurusuna kadar ödemişim son dakikaya kadar kalma hakkım vardır Baboo!!” işte o anda Akın Hoca’nın suratının birden nasıl kızardığını hiç unutamam…

Yıllar sonra ben Paris Üniversitesi’nde kadrolu asistan olarak çalışırken rahmetli Erdoğan Alkin Hoca telefon etti ve Akın Hoca’nın eşi ile birlikte Paris’e geleceklerini ve benimle görüşmek istediklerini söyledi. Randevulaştık buluştuk ve bana Türkiye’ye dönüp İktisat Fakültesi’nde Feridun Ergin Hoca’nın İktisat Teorisi kürsüsüne girmemi istediğini bildirdi. Ben de çok sevdiğim ve gönlümde yatan İktisat Fakültesi’nde çalışma aşkıma yenik düşerek kabul ettim ve canım Paris’i ve çok sevdiğim Nanterre Üniversitesi’ndeki kadrolu işimi ve sevgili arkadaşlarımı (sonradan IMF Başkanı olan Josef Straus Kahn hariç!) bırakarak döndüm. O tarihlerde (1976) İktisat Fakültesi’nin son parlak yıllarıydı ve Türkiye’nin nerelere evrileceğini bilemiyor ve Polyanna iyimserliği/aptallığıyla Türkiye’nin geleceğine ilişkin umutlarımızı koruyorduk. Bugünlere geleceğimizi görebilseydim ve bugünkü aklım olsaydı dönmezdim kesinlikle. Şimdi siz söyleyin rahmetli Akın İlkin Hocamız bana iyilik-kötülük demeyeyim de hayırlara vesile olmuş bir şey yaptı mı yapmadı mı?

Yazarken aklıma geldi; unutamadığım bir anım da o güne kadar kendisine “ağabey” diye hitap ederken, asistan kadrosuna atandığım için olsa gerek henüz atandığım günlerden birinde odasına çağırıp “Bundan sonra bana “Hocam” diye hitap edeceksin” demesiydi! Çok şaşırmıştım…

Allah rahmet eylesin ışıklar içinde uyusun Akın Hocamız

Prof. Dr. Kaya Ardıç

Akın İlkin hocam ile 1984’te yüksek lisans dersinde tanıştık. Her hafta aksatmadan ders yapıyordu. Oldukça renkli geçerdi dersleri. Zaafı Beşiktaş’tı. Öğrenciyiz arada kaynatalım dediğimizde Beşiktaş ile ilgili bir şeyler söylerdik. Niyetimizi okusa da kısa birkaç yorum yapar derse geçerdi.

Sonradan asistanı oldum. Sert görünümüne karşın esprili ve belli etmese de duygusaldı. Kimsenin ardından konuşmazdı…

Akın hocam benim doktora jürisinde de vardı. Malum o dönemlerde de yüksek enflasyon platosundaydık. Bana, “enflasyonu nasıl düşürürüz” diye bir soru yöneltti. İktisat okullarına göre enflasyonu ve nedenlerini anlattım. Türkiye’deki enflasyonun nedenleri konusunu açıklamaya çalıştım. Ne söylesem Akın hocam “olmadı” diyor. Ter içindeyim. Ceketimi sıksan ter akacak. Anlatıyorum, grafiklerle anlatmaya çalışıyorum “yok” diyor. Sanırım bir saate yakın sürdü. Diğer jüri üyelerinin sıkıldıkları açıktı. Rahmetli Erdoğan Alkin hocamız da jürideydi. Akın hocaya “Akın çocuk daha ne anlatsın” dedi. Akın hoca hoşnutsuzdu, dedi ki “peki bu soruyu bilemedin, sana başka bir soru soracağım onu bil” dedi. Peki hocam dedim. Akın hoca “Sultan Ahmet meydanına nasıl gideriz” dedi. Malum Beyazıt’tayız. Dilim döndüğünce ter içinde yol tarif ediyorum. Akın hoca “olmadı” dedi yine. Artık Erdoğan Hoca dayanamadı “sen söyle Akın öğrenelim nasıl gidileceğini” dedi. Akın İlkin Hoca gülerek “önce gitmeye karar verirsin” dedi. Enflasyonu düşürmek için de “önce düşürmeyi isteyeceksin” dedi. Akın İlkin hocam yaşanan enflasyonun bilinçli bir tercih olduğunu söylüyordu. Yine bana ders vermiş oldu. Bugün de aynı durumdayız. Her enflasyon tartışmasında Akın İlkin hocamın dediklerini hatırlarım…

Işıklar içinde uyusun…

Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu

Akın İlkin Hocama Saygıyla:

Akın İlkin hocamız ile ilk kez Sanayi Ekonomisi dersini aldığımızda karşılaşmıştık. Özenli ve şık giyimi, karizmatik kişiliği, izlediğimiz müfredatın yanında güncel gelişmeleri analizi ve yorumlayışı, mensubu olduğu kuşağın özelliklerini taşıyan değerli bir temsilcisi olarak hepimizi etkilemişti.

Yıllar sonra Akın hocamın görev yaptığı kürsüde asistan olduğumda ilk görevlerimden biri hocamıza ait Sanayi ve Kalkınma Ekonomisi kitabının yeni baskıya hazırlanması sürecinde görev almam olmuştu. Matbaadan gelen taslakları gözden geçirip, redaksiyon ve rakamları güncelleme gibi ufak tefek işleri yapmama rağmen, kitap tamamlanıp, basıldıktan sonra elimize geldiğinde beni en çok şaşırtan olay, çok az katkım olduğu halde kitabın önsözünde ismimin zikredilerek teşekkür notunun düşülmesi olmuştu. Yolun başında genç bir asistan olarak bu yüce gönüllülük karşısında nasıl şaşırdığımı, heyecanlandığımı, duygulandığımı anlatamam. Daha sonraları fakültemiz ve özellikle kürsümüzdeki birçok hocamızın motive edici, yol gösterici ve ufuk açıcı zarif desteklerine ve asil tavırlarına çokca şahit oldum.

Öğrencileri profesör olmuş duayen hocalarımızın, yolun başındaki genç akademisyen adaylarını, hak ettiklerinin çok ötesinde onurlandırmaları, bizi yetiştiren hocalarımızın nezaketlerinin, irfan boyutlarının ve yüksek erdemlerinin en temel göstergesidir. Bu kaliteyi, zerafeti ve asaleti bugün çok özlüyoruz. Bizleri yetiştiren hocalarımız bizlere sadece bilgilerini aktarmadılar, usta çırak ilişkisi içinde, aile ortamında yol gösterici oldular, yolumuzu açtılar, aydınlattılar, hayata hazırladılar.

Bir bahsi diğer de; Akın hocam da Yüksel hocam da Beşiktaşlı olmalarına rağmen rakip yönetim kurullarında görev yapmalarıydı. Akın hocam daha sonra Prof. Dr. Ali Uras’ın başkanlığı döneminde Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunda yer almıştı.

Prof. Dr. Akın İlkin çok yönlü ve sosyal bir hocamızdı. Gerek üniversite içi gerekse dışında çok sayıda idari görev üstlenmişti: Rektör yardımcılığı, dekanlık, enstitü müdürlüğü, bölüm başkanlığı görevlerinin dışında, bir süre de Demokratik Türkiye Partisinde genel başkan yardımcılığı yapmıştı. Ben, bu yoğun idari görev yükünün hocamızı yorduğunu ve sağlık açısından da yıprattığını düşünenlerdenim. Bu konular aklıma gelince her zaman Feridun Ergin hocamın; “idari işlerden uzak durun, kariyerinizi etkiler, düşman kazandırmaktan başka işe yaramaz” sözünü hatırlarım.

Akın hocamla en güzel anılarımızdan biri de, ders aralarında, öğle saatlerinde kürsümüzdeki masa tenisi maçlarıydı. Harika turnuvalar düzenliyorduk. Hocamızı bir tek orada formal yapının dışında ceketini çıkarmış, kravatsız olarak görüyorduk. Maçlarda oldukça da iddialıydı. Maçları için özel raketini getirirdi. Solak olmam beni bir parça kurtarmış ve bir kaç set alabilmemi sağlamıştı.

Son olarak, bir anımı daha anlatarak yazıyı tamamlamak istiyorum: Yüksek lisans tezimi danışman hocam Feridun Ergin hocamın desteği ile tamamladıktan sonra, Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından belirlenen ilgili üç öğretim üyesinden oluşan jürinin belirli bir gün ve saatte toplanmasıyla tez sınavına girmem gerekiyordu. Jüride Akın İlkin hocam da vardı ve çok yoğun idari görevleri nedeniyle günler, haftalar, aylar geçmesine rağmen bir türlü gün ve saat belirlenemiyordu. Zaman geçiyor dönem sonu yaklaşıyordu. Bir gün Feridun hocam konuyu sorduğunda, Akın hocamdan gün ve saat beklediğimi söylemiştim. Ertesi gün erken saatlerde kürsüye geldiğimde, Akın hocamızın beni beklediğini hemen kendisini görmem gerektiğini söylemişti sekreter arkadaşlar. Hemen hocamızın odasına yöneldim ve karşılaştığımızda telaş içinde bana, “senin yüzünden dün akşam hocamdan azar işittim, beni hocama şikayet etmişsin, hemen en kısa zamanda toplayalım şu jüriyi” demişti. Karşılıklı gülüşerek gün ve saati belirlemiştik birlikte.

Saygıya, sevgiye, tevazuya dayalı hiyerarşik yapılı aile ortamı ancak bu kadar güzel işleyebilirdi. İki gün sonra jüri toplanmış sınava girmiştim. Bana yüzyıl gibi gelen sınav saat 12.30 civarında tamamlanmıştı. Sınavdan sonra Feridun Ergin hocam bütün kürsüyü Üniversitemizin Baltalimanı tesislerinde öğle yemeğine götürmüştü.

Bizler dönem itibariyle zor zamanları da yaşamış olmamıza rağmen, öğrencisini kendisine emanet olarak gören, öğrencisinden sorumlu hisseden, diğergam, ilim ve İRFAN sahibi, öğrencileri olmakla büyük gurur ve şeref duyduğumuz, standartları yüksek hocalarımızın yanında yetişmiş şanslı bir kuşağız. Hepsine şükran borçluyuz. Ahmed Güner Sayar hocamın her zaman tekrar ettiğim ifadesiyle; son trenin son vagonunu yakalamıştık.

Akın İlkin hocamız 1999 yılında fakültemizden emekli olup, kısa bir süre Has Üniversitesinde görev yaptıktan sonra 2003 yılında 68 yaşında aramızdan ayrıldı.

Akın Hocama ve aramızdan ayrılan bütün hocalarımıza rahmet olsun. Nurlarda uyusunlar. Haklarını ödeyemeyiz.

Hepsine saygı, minnet ve özlemle.

Prof. Dr. A. Kadir Mercül

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir