BİZ İKTİSATLILAR: İÇİMİZDEN BİRİ ÇİMEN TURAN

BİZ İKTİSATLILAR: İÇİMİZDEN BİRİ ÇİMEN TURAN

Sevgili İktisatlılar, uzun zamandır devam eden Camiamızın değerlerini andığımız ve genç iktisatlılara tanıttığımız serimizde bugün hep birlikte anacağımız 1965 girişli değerli mezunumuz, Çimen Turan.

Kısa süre önce kaybettiğimiz Çimen Turan’ı, arkadaşları Dr. Ülkü Balban, Elif Türkoğlu, Alpay Biber, Faruk Pekin ve sevgili oğlu Ömer Turan’ın bizlerle paylaştığı yazıları ve fotoğrafları ile yad edeceğiz.

Sevgili mezunumuzu özlemle anıyoruz.

İÜ İKTİSAT FAKÜLTESİ MEZUNLARI CEMİYETİ

Sevgili dostum Çimen’i anlatan bir yazı yazmak hiç aklıma gelmezdi. O’nu kaybettiğimi biliyordum ama varmış gibi yaşıyordum. Gözlerim doluyor.

Çemberlitaş Kız Yurdu’nda tanıştık, benzer görüşlerimiz, kültürümüz, değer yargılarımız vardı.

Ben Cerrahpaşa Tıp fakültesi öğrencisi idim, O da İktisat.

Bilirsiniz, yurtlarda kantinlerde görüşmeler sonunda gruplaşmalar olur. Dalga dalga artan dostluklar vardır. Ben genelde etütte olur, arada çay içmeye indiğimde Çimen’i etrafı düşünen, konuşan, tartışan kişilerle sarılı bulur, ben de katılırdım.

O dönem bugün 68 Kuşağı olarak anılıyor.

Çimen’in yapısında sadelik, hoşgörü, sonsuz sevgi, yüksek irade ve “gözükara“lık vardı. Herkes O’nu böyle severdi.

Kimseyi incitmez, dertlerini dinler, çözüm üretirdi.

Annesinin “kızım yap bi kahvecik de içelim” anlatır, biz de onu anıp aynı şekilde kahve isterdik.

Yurt öğrenci birliği seçimi yapıldı, O açık ara seçildi. Çok sayıda etkinliği organize etti, satranç turnuvası, şiir ve edebiyat günleri, yapıldı; uzman kişiler, şarkıcılar ile çeşitli küçük oyunlar sahnelendi.

Ben mezun olduktan sonra evlendim. Eşim elektrik mühendisi olmuştu ve mecburi hizmet için kurulmakta olan Seydişehir Alüminyum Fabrikası’na onunla birlikte tayin edildim.

O sıralar Kıbrıs Harekâtı (1974) oluyordu, toplantıda idim. “Sizinle görüşmek isteyen bir bey var” dediler dışarı çıktım, Çimen’in eşi çok değerli dostum olacak Eşref Bey ile tanıştım, iş için gelmiş, tanışmak istemiş.

Sonraki yoğun uğraş ve çalışmalar sürdü gitti. Ben ihtisas yaptım Bursa’ya yerleştim. O da İstanbul’a. Eşrefle beraber bir “kamuoyu araştırma şirketi” kurdular, çok başarılı sonuçlar ele ettiler. Televizyonda bir kez birinci seçildiklerini gördüğümde gurur duyduğumu hatırlıyorum.

Çok sık görüştük çok şey paylaştık.

Ödemişli idi, oranın ekmeğine, köftesine, yoluna, suyuna, çevresine hayrandı.

Eşref in kaybından sonra Ödemiş’e taşındı.

Ödemiş’te “Kadın kooperatifi“ kurdu, “Ödemiş patatesi“ ürettirdi ve dikiş nakış yaptırıp pazarladı, onlara destek oldu. Çalışmaları saymakla bitmez.

Ödemiş’e birkaç kere gittim. Son gittiğimde “çok unutkan oldum ama bak seni unutmam“ demişti.

Ben de seni unutmam

Çimencim…

Dr. Ülkü Balban

Sevgili Çimenle dostluğumuz 1972 yılı ekim ayında Maden-İş Sendikası Araştırma Dairesinde başladı.

Gidenlerin ardından yazmak çok zordur benim için. Ama sevgili Çimen’in ardından yazmak ona söyleyemediklerimi söylememin bir aracı.

Canım arkadaşım, sen benim için her zaman çok değerliydin. 19 yaşımın bütün heyecanı ile değerli genel başkanımız Kemal Türkler’den ısrarlı talebim sonucu onun da onayı ile yolumuzun kesişmiş olması büyük şans benim için.

Sevgili Eşref ve senin sevgi, hoşgörü ve paylaşma duygularınızla bana kattıklarınız 30 yıllık sendikal çalışmalarımda rehberim oldu.

Bir gün bile kırılmadan. Hep o sıcacık Elifçiğim diyen sevgi dolu yüreğin ve sesinle hayatıma yaptığınız dokunuşlar için sana ve sevgili Eşref ‘e minnettarım.

Işıklar içinde uyuyun, yıldızlar yoldaşınız olsun.

Sonsuz sevgimle.

Elif Türkoğlu

Çimen hem okul arkadaşım hem de sendika arkadaşım. İktisat Fakültesine benden sonra girdi. Sendikada çalışmaya başladığında öğrenciydi.  Çimen’den iki üç sene sonra ben de sendikada çalışmaya başladım. Sendikalarda çalışmak bizler için oldukça anlamlı bir şeydi. Hayata karşı öyle hıza istikamet almıştık. Çimen izlediği derslerde çok iyi not tutardı. O zamanlar çoğu dersin kitabı yoktu, not tutulurdu. Çimen tuttuğu notları temize de çekerdi. Niye temize çektiğini sorardık. Arkadaşlarım rahat okusunlar, derdi. İyilik yapmak için âdeta fırsat kollayan, çevresini düşünen, onların iyiliği için kafa yoran, yaşadığı dönemi yansıtan, heyecanı hep yanında taşıyan, hemen harekete hazır biriydi. Türkü dinlemeyi ve söylemeyi seven dostlardandı. İzmir’in Kavakları’nı söylemeyi çok severdi. Çimen’e “Güle güle Çimen güle güle” demek çok zor. Çok zor.

Alpay Biber

Çimen Turan

68’li kadınlardan, kadim dostum, sendikacı arkadaşım. Robert Kolej Öğrenci Birliği içinde birlikte mücadele ettiğim ve DİSK Davası’nda birlikte mahkûm edildiğim merhum Alif Eşref Turan’ın sevgili eşi. Birlikte Lozan Mübadilleri Vakfı’nı kurdukları, beraber kitap hazırladıkları Müfide Pekin’in mübadil arkadaşı. Bizim kuşakta sendikalarda çalışmaya başlayan ilk kişilerden biri.  Karı-koca beraber yıllarca DİSK üyesi Maden-İş’in işçilerine bilimsel bir yön kazandırmak için uğraştılar. Bir dönem birlikte gece gündüz DİSK, Maden-İş tartıştık. Yüreği yıllarca işçi sınıfı, kadın hareketi ve mübadiller için çarptı. Çimen denince ilk aklıma gelen 1969 Şubat’ında 6. Filo’ya karşı bir hafta boyunca sürdürülen gençlik eylemleri içinde kız öğrencilerin Sultanahmet Meydanı’na yaptıkları yürüyüş ertesinde meydanda yaptığı konuşma geliyor.  Kitapları ve bir 68 filmi olan “Yeter ki Dürülmesin Bayraklar” filmiyle yaşayacak.

Faruk Pekin

Annem Çimen Turan 1946’da Ödemiş’te doğmuş. Ödemiş Lisesi’nden sonra 1965’te İktisat Fakültesi’ne başlamış. Ayşe Köse Badur’un onunla yaptığı sözlü tarih görüşmesinde şöyle anlatıyor: “Lisedeyken çok kitap okurdum. Okudukça solu ve fakirliği öğrendim. Bunların iktisatla açıklanabilir şeyler olduğunu düşündüm ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni kazandım.” Annem iktisat tercihini çok bilinçli yaptığını anlatırdı. Lise yıllarında tanık olduğu yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı bir şeyler yapmak için iktisat bilgisinin önemli olduğunu anlatanlar olmuş ona Ödemiş’te. Mesela bu kişilerden biri Aydın Engin. Tütün işçilerinin durumunu düzeltmek gibi bir fikir varmış aklında. İktisat Fakültesi’nde okumaya böyle karar vermiş. “Aile içinde yüksek öğretim gören tek kişi bendim” diyor.

Sözlü tarih görüşmesinde üniversite yıllarına dair şunu da söylüyor: “Okuldaki hocalarımız arasında Sencer Divitçioğlu, Cavit Orhan Tütengil, İdris Küçükömer, Yüksel Ülken ve Gülten Kazgan vardı. Benim idolüm Gülten Kazgan’dı. Hep Gülten Kazgan gibi olmayı hayal ederdim. Gülten Hoca’nın sınıfı altı yüz kişilikti. Hoca kürsüye otururdu ve bir süre sonra önce saatini, sonra da yüzüğünü çıkarırdı. Frapan giyinmezdi, derslerini çok iyi anlatırdı. Gülten Hoca’ya çok hayrandım.”

Annem öğrencilik yıllarında FKF’ye ve TİP’e üye oluyor. Onun İktisat Fakültesi’ndeki öğrencilik yılları tam 1968-1969 yıllarına denk geliyor. İstanbul Üniversitesi’nin işgalinde, öğrenci forumlarında aktif olanlardan biri. Kızlar Yürüyüşü’nü düzenliyorlar. Annem orada bir konuşma yapıyor.

Öğrencilik yıllarında Yol-İş Sendikası’nda çalışıyor. Sonra da DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası’nda uzman olarak görev alıyor. O dönemde babam da Maden-İş’te çalışma başlıyor. Babam Ali Eşref Turan sendikada çalışırken İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde doktora yapmakta. İki iktisatçı Maden-İş’te “Araştırma Dairesi”ni kuruyorlar. 12 Eylül darbesine kadar sendikada çalışıyorlar. Sonrasında ikisi de DİSK davasında yargılanıyorlar. Darbe sonrası yıllar işsizlik dönemleri, ansiklopedilere maddeler yazmalar gibi şeylerle geçen zor yıllar. 1987’de annem ve babam bir araştırma şirketi kuruyorlar. Bu şirkette uzun yıllar seçim araştırmaları, piyasa araştırmaları yapıyorlar.

Annem mesleği sorulduğunda her zaman “iktisatçıyım” derdi. Onun dünyaya soldan bakışı için iktisat bilmek önemliydi. Fakülte’den arkadaşlarıyla sohbetlerini hatırlıyorum. Bülent Yardımcı, Yücel Yaman, Alpay Biber ile sohbetlerini. Bu iktisatçılar toplumu tanımayı ve ekonomiyi takibi bir görev bellemişlerdi. Mesela çarşı pazarda hangi temel ürünün fiyatı ne kadar, hangi sektörde durumlar nedir, makro göstergeler ne durumda bilmek gerekir diye düşünürlerdi. Tabii annem ve arkadaşları için ekonomiyi takip, her zaman siyaseti takip anlamına da gelirdi. Okul yıllarında yaptıkları eylemlerde daha çok Türkiye ekonomisi dersi, daha çok kalkınma perspektifinden bakan dersler talep eden bir öğrenci grubundan söz ediyoruz. Onlar için ekonomi ile siyasetin bağı her zaman çok barizdi. Aslında iktisat derken anladıkları ve kendilerini geliştirdikleri alan ekonomi-politik diye tarif ettiğimiz ana akımın dışında kalan bir alandı.

Annemin İktisat Fakültesi yıllarından itibaren insanlarla birlikte bir şeyler yapmaktan büyük keyif aldığını, kolektif eylemler ve etkinliklerde yer almaktan heyecan duyduğunu söyleyebilirim. 1968 öğrenci protestolarına katılımından itibaren bu heyecanı hep sürmüş biriydi. 2000’lerin başında Lozan Mübadilleri Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu vakıfta farklı sözlü tarih projeleri gerçekleştirdi. Vakfı’nın korosunun kurulmasına emek verdi. Vakıf’taki çalışmalarında da kolektif halde bir şeyler yapma heyecanını duyardı.

Babamın vefatından sonra Ödemiş’e taşındı. İzmir’de 80’dan fazla insan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atan akademisyenlere destek olmak için “barış talebi suç ise biz de aynı suçu işliyoruz” diyerek 18 Ocak 2016 tarihinde kendileri hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardı. Annemde onlardan biriydi. Haklarında dava açıldı. Böylece annem İktisat Fakültesi öğrencisiyken arkadaşlarıyla hazırladıkları bildiriden, 12 Eylül döneminde DİSK davasında ve son olarak barış talebi için yargılanmış oldu.

İçinde üniversite yıllarından beri bir muhalif vardı. Ne zaman emekten yana, barıştan yana bir eylem duysa ilk düşüncesi hep “ben de katılmalıyım” olurdu. En son hastane günlerinde, ona “bugün 8 Mart, akşam kadınlar yürüyüş yapacaklar” dediğimde, o an yürüyüşe katılma isteği geçti aklından.

Kansere karşı verdiği mücadele 4 yıl 4 ay sürdü. 18 Mart 2026’de İstanbul’da vefat etti.   

Ömer Turan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir