BİZ İKTİSATLILAR: İÇİMİZDEN BİRİ FARUK TÜRKOĞLU
BİZ İKTİSATLILAR: İÇİMİZDEN BİRİ FARUK TÜRKOĞLU
Bugün sizlere tanıştıracağımız değerli mezunumuz, üyemiz, Cemiyetimizin çeşitli komisyonlarında görev almış, yazıları ve araştırmaları ile İFMC’nin çeşitli çalışmalarına destek vermiş Sayın Faruk Türkoğlu, 1970 yılında İÜ İktisat Fakültesi’nden mezun oldu.
Daha sonra gazeteciliğe yöneldi ve ekonomi basınında uzun yıllara yayılan çok güçlü bir iz bıraktı. Ekonomik Panorama, Capital ve Ekonomist dergilerini kuran ve daha sonra büyük başarılara taşıyan isimlerden biriydi. İktisat eğitiminin sağladığı sağlam zemini gazetecilikte buluşturdu ve ekonomi gazeteciliğinin duayenleri arasında yer aldı.
Değerli mezunumuzu özlem ve saygıyla anıyor, yazıları ve fotoğrafları ile paylaşımımıza destek olan Sayın Cihan Şenoğuz, Sayın Nuran Pekiner, Sayın Prof. Dr. Kenan Mortan, Sayın Hakan Güldağ, Sayın Yaren Türkoğlu ve Sayın Fırat Türkoğlu’na teşekkür ediyoruz.
İÜ İKTİSAT FAKÜLTESİ MEZUNLARI CEMİYETİ
Faruk Türkoğlu’nun anısına
Faruk Türkoğlu’nu 1966 yılı sonbaharında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine başladığım yılın sonları ya da 1967 yılı içinde tanıdım. O dönem öğrenci hareketinin ivme kazanmaya başladığı zamanlardı. Fakülte içinde bur gurup öğrenci olarak İktisatlılar Fikir Kulübü çatısı altında bir araya gelmeye ve etkinlik göstermeye başlamıştık.
Ve sonuçta 1967 yılı sonunda İltisak Fakültesi Talebe Cemiyeti (İFMC) seçimlerini “Toplumcu-Devrimci-Sosyalist Karıncalar” adı altında birleşmiş Gurup olarak kazandık. Faruk’u ilk anımsayışım bu süreç içinde oldu. Sonraki yıllarda O da benim gibi İstatistik-Maliye disiplinini seçti. Ve tüm yaşamı boyunca bu disiplinin pratikte layıkıyla yerine getirdi. O sakin, sessiz, bilge tavrıyla hem Türkiye İşçi sınıfı hareketine hem Türkiye’nin özellikle yayıncılık alanında ekonomik yaşamına çok değerli katkılarda bulundu.
Eleştirel düşünceyi benimsemiş yaklaşımıyla, kılı kırk yaran titiz araştırmalarıyla unutulmayacak, bize değer katan anılarımızda yaşayacak ve özel bir yer alacak. Anısına saygıyla.
Cihan Şenoğuz
Sevgili Faruk abiyle ilk kez, yıllar önce dönemin önde gelen gazetelerinden Güneş gazetesindeyken tanışmıştım. Daha gençtik, çömezdik. Hayat hakkında fazla bir şey bilmiyorduk, hele hele gazeteciliği hiç bilmiyorduk. O zaman çevreyi gözleyip deneyimli isimleri izleyerek bir şeyler öğrenmeye, iyi ve başarılı bir gazeteci olmaya çalışıyorduk. Faruk abi de bizim yeni işe başladığımız sırada, Güneş gazetesinin ekonomik servisinin önde gelen isimlerindendi.
Deneyimli-deneyimsiz, genç-yaşlı hiç ayırt etmeden herkese eşit bir şekilde dostça yaklaşırdı. Her zaman nezaket dolu, anlayışlı ve güler yüzlüydü. İstihbarat servisinde çalıştığımız için bazen ekonomi ile ilgili haberlerde kendisinden destek isterdik, her zaman yardımcı olurdu.
Faruk abi denilince ilk aklıma gelen şey, seçim gecelerindeki olağanüstü çalışmasıydı. O dönem teknolojik imkanlar bu kadar yoktu. Muhabirler olarak sahaya yayılır, seçim sandıklarından aldığımız ilk sonuçları-dikkatinizi çekerim o zaman cep telefonu da yoktu-bir şekilde ulaştığımız analog telefonlardan gazeteye iletirdik. Gazete merkezinde bu sonuçlar toplanır, sonra Faruk abi devreye girerdi. Ekonomik servisinin diğer tecrübeli ismi ve yine İktisat Fakültesi mezunu Hasan Eriş ile birlikte büyük bir dikkat ve incelikle seçim sonuçlarını analiz eder, hangi parti ne kadar oy aldı, kesin bir biçimde hesaplardı. Güneş gazetesi okurları, seçim sonuçlarını ve değerlendirmelerini onların kılı kırk yaran hesaplamaları sayesinde diğer gazete okurlarından daha önce öğrenirdi. Bugün halen her seçim gecesi Güneş gazetesinde yaşadığımız o anları gülerek hatırlarım.
O zamanlar henüz bilmiyordum, ama yıllar sonra yolumuz bu kez İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti toplantısında kesişti. Faruk abi de bizler gibi okuluna ve okul mezunlarının kurduğu İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti’ne büyük bir değer veriyordu. Daha sonra İFMC’nin birçok etkinliğinde bir araya geldik, sohbetler ettik. Faruk abi, her zaman olduğu gibi çelebiydi, güler yüzlüydü. Onunla konuşmak hem ufkumuzu açardı hem de hoş vakit geçirirdik. Cemiyetimize verdiği destek de bizim için önemliydi.
Ne yazık ki İFMC olarak bu son aylarda birçok kayıp yaşadık, çok sevdiğimiz arkadaşlarımıza veda etmek zorunda kaldık. Faruk abi de aramızdan ayrıldı. Ama onu da kaybettiğimiz diğer arkadaşlarımız gibi hiç unutmayacağız, anısı içimizde yaşayacak…
Nuran Pekiner
Faruk’la tanışıklığım 1968 kışına dayanıyor… İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’nda, Hukuk ve İktisat fakültelerinin ortak olarak kullandığı 2 No’lu Amfi önünde, “Bu, o filozof adam, ona sor…” dediler. Fakülte’ye yeni girmiş bir adam olarak sağımı-solumu keşfetmeye çalışırken, son sınıfın zorlu maliye-istatistik bölümünün parlak öğrencisi Faruk işaretlenmişti bana “bir bilen” adam olarak.
Uzun boylu tanışmadan “Bir iktisat sözlüğü hazırlıyorum!” dediğini hatırlıyorum. Ortalığı toz duman götürüyor, hemen her gün bir konuda bir protesto gösterisi olmakta. O ise, işini iyi yapan bir adam olarak yararı kamusal olan bir işi sonuna dek bitirmenin telaşı içindeydi.
Sözlüğü hazırlama çabası, onun o döneme özgü ucuz yollu “kaytarmacılığa” cevabıydı. Aslında o, bir sosyalist olarak o zamanki adıyla İktisat Fakültesi Öğrenci Cemiyeti’nin kurucuları arasındaydı.
Sözlüğün üç dilde ve bine yakın sözcükle çıktığını biliyorum… Kitap olması hak getire, teksir olarak yayınlandı, ama iktisat öğrencilerine “ücretsiz” olarak dağıtıldı.
Faruk uzatmadan mezun oldu, İdris Hoca’nın (Küçükömer) açtığı asistanlık sınavını kazandı, ama ne hikmetse sınav iptal oldu. Kürsü başkanı İdris Hoca’nın “prof” yapılmadığı bir ortamda, bu bizi şaşırtmadığı gibi, Faruk’u da “tescilli” bir sosyalist kıldı.
Ben, Osman’ın (Arolat) İsta Haber Ajansı’nda muhabir adayı ve doktora öğrencisi iken, Faruk, DİSK Araştırma Dairesi’nde “Diyojen’in Feneri”yle gerçeği arıyordu. Albenisiz, “merhaba”sı ağzından zor çıksa da “Haberin var mı, Oscar Lange son makalesinde planlama yanlışlarını yazıyor” diyerek, ulaşılması zor olgularla seni buluşturuyordu.
Sıkça görüşemesek de birbirimizden hep haberdar olduk… Nezih Bey’in (Demirkent) Dünya’sında “dosya”lar hazırlıyordu. Her bir “dosya”nın bilgeye dair şifreler içerdiği dosyalardı bunlar… Bilgiye erişimin zor olduğu o yıllarda, bilgiyi avucunun içinde sebil suyu gibi size uzatıyordu.
Kimseye kendini kanıtlamaya çalışmadan, sessiz, sakin ama yaptığını hep bilerek, bu topraklara veda etti. Işıklar altında bile onun kendi fenerini tutarak gerçeği aradığından eminim.
Huzur içinde uyu sevgili Faruk!
Hak ettiğine kefilim…
Prof. Dr. Kenan Mortan
Kaynak: https://www.ekonomim.com/yasam/faruk-turkogluna-dair-haberi-738404
Faruk Türkoğlu gazeteciliği, bir iyilik, dürüst ve bağımsız bir yaşam alanı olarak görüyordu. Bu alanı bizzat kendisi, dünya çapında sayabileceğimiz bir performansla çok iyi kullandı. Yanı sıra nesillere, titizlikle yürüttüğü araştırmalarından damıtarak hazırladığı kitaplar sundu. İlk kitabını 28 yaşında yazan Türkoğlu, Gazeteci Oluyorum eserini mesleğe adım atan herkese yararlı olacağını umarak kaleme aldı. Çünkü iyiliğin, dürüstlüğün ve özgürlüğün yayılmasını istiyordu. Ardında derin izler bırakarak sonsuzluğa gitti Ustamız Faruk Türkoğlu. Peşinde, kendisini tanımaktan bahtiyar sevenlerini ve nice nesillere ilham olacak çok değerli eserlerini bırakarak…
YERİ doldurulamayacak bir insanı kaybettik. Bu cümleyi aramızdan ayrılan meslek büyüklerimiz için sık kullandığımız bir betimleme örneği olarak görmeyin lütfen. Faruk Türkoğlu gerçekten yeri doldurulamaz bir insandı. Kelimenin gerçek anlamıyla bir ekonomi gazetecisiydi. Biz ekonomi gazetecileri üzerinde ciddi emeği vardır. Onunla çalıştıysanız zaten şanslısınız. Hayatınız, bakış açınız çoktan zenginleşti demektir. Çalışmadıysanız ama yazılarını takip ettiyseniz size de mutlaka bir şeyler eklemiştir. Sadece işini, mesleğini yapan bir gazeteci değildi. Etrafına karşı duyarlıydı. Emeğe saygısı büyüktü. Siz küçük bir çaba gösterseniz o misliyle destek verirdi. Meslektaşlarıyla dayanışma içinde olan, iyi olmanızı, gelişmenizi isteyen bir gazeteciydi. Faruk Ağabey’di. Duayenimizdi.
Dünya gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptığım dönemde Faruk Ağabey, Referans gazetesinde yazılar yazıyordu. O süreçte, bana iyi bir ekonomi gazetesi nasıl olmalı üzerine onlarca not gönderdi. Ele aldığı her konuyu olduğu gibi, mesleğimizi de onun kadar araştıran, ortama bilinç getiren insan çok azdır. Financial Times, Wall Street Journal, Handelsblatt, İl Sole 24 Ore gibi ekonomi ve finans gazetelerini inceler, bizimkilerle her yönden karşılaştırır, güçlü yanlarımız ve eksiklerimize ilişkin görüşlerini sayfalar dolusu detaylı notlarla paylaşırdı. Çözüm bulmak istediğimiz sorunlara öyle yanılmaz biçimde parmak basardı ki, o notları bir kenara koymak mümkün değildi. Soluksuz okunurdu.
Boş lafı hiç yoktu Faruk Ağabey’in. Yöneticilere etkili yazı için önerilerde bulunduğu makalesinin ‘İyi yazının üç unsuru’ bölümünde, “Ne söylemek istiyorum? sorusunu her cümleye başlarken kendi kendinize sorduğunuzda en iyi içeriğe ulaşabilirsiniz” diyordu. Bu önerisini herhalde en iyi uygulayan da bizzat kendisiydi.
Hakan Güldağ
Faruk Türkoğlu, 1942 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne adım attı ve 1970 yılında fakültemizden mezun oldu. Üniversite yılları, hayatında yalnızca diploma ile tamamlanan bir eğitim dönemi olmadı; kişiliğini, düşünce dünyasını ve memlekete bakışını derinden besleyen, yönünü belirleyen çok önemli bir evreye dönüştü. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde aldığı eğitim, onda kalıcı bir zihinsel disiplin, güçlü bir analiz yeteneği ve toplumsal meselelere daha geniş bir çerçeveden bakma alışkanlığı bıraktı.
Fakültemiz, o yıllarda Türkiye’de ekonomi, toplum ve siyaset üzerine en canlı tartışmaların yaşandığı başlıca düşünce ortamlarından biriydi. Faruk Türkoğlu da bu iklimin içinde kendini geliştirme ve analiz yeteneğini gösterme fırsatları buldu. Öğrencilik yıllarında sadece derslerini verip yoluna devam eden bir genç olmadı; iktisadi meseleleri memleket gerçeğiyle birlikte düşünen, tartışan, kendini ciddiyetle yetiştiren bir isim olarak öne çıktı. Mezuniyetinin ardından efsanevi hocalarımızdan İdris Küçükömer’in yönettiği kürsüde açılan asistanlık sınavını kazanması da bunun en somut işaretlerinden biriydi. Akademide kalma isteği, çalışkanlığı ve entelektüel birikimi karşılık bulmuştu. Sınav sonucunun daha sonra iptal edilmesi onun hayat yolunu değiştirdi, ama İktisat Fakültesi’nde kazandığı düşünce disiplini, analiz gücü ve memleket meselelerine geniş çerçeveden bakma alışkanlığı ömrü boyunca onunla birlikte yürüdü.
Çalışma hayatında bir süre İstanbul Defterdarlığı Vergi Kontrol bölümünde görev yaptıktan sonra DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası’nda toplu sözleşme uzmanı olarak çalıştı. Bu dönem, onun emek dünyasını, üretim ilişkilerini ve Türkiye ekonomisinin sahadaki gerçeklerini yakından tanıdığı yıllar oldu. Masadaki rakamlarla hayatın içindeki karşılıkları bir arada görmeyi, ekonomik meseleleri yalnızca teorik bir çerçevede değil, insan emeği ve toplumsal denge üzerinden de değerlendirmeyi bu yıllarda daha da derinleştirdi. Daha sonra gazeteciliğe yöneldi ve ekonomi basınında uzun yıllara yayılan çok güçlü bir iz bıraktı. Günaydın, Güneş, Yeni Asır ve Rapor’da muhabirlik yaptı; Ekonomik Panorama, Capital ve Ekonomist dergilerini kuran ve daha sonra büyük başarılara taşıyan isimlerden biriydi. Sabah, Dünya, Posta, Referans ve Para’da yazdı; son olarak da Ekonomi gazetesinde düzenli yazılarını sürdürdü. Böylece sendikal alanda edindiği saha bilgisiyle iktisat eğitiminin sağladığı sağlam zemini gazetecilikte buluşturdu ve ekonomi gazeteciliğinin duayenleri arasında yer aldı.
Yazdığı kitaplar da Faruk Türkoğlu’nun gazeteciliğini ve düşünce dünyasını kalıcı hale getiren önemli izler arasında yer aldı. Günlük yazılarının ötesine geçen bu eserler, onun bilgi birikimini, araştırmacı yönünü ve paylaşma isteğini açık biçimde ortaya koydu: Ansiklopedik Ekonomi ve İş Hayatı Sözlüğü, Ekonomiyle İlgili Her Şey, Neden Geç Kaldık Nasıl Yetişiriz, Gazeteci Oluyorum, Hızlı Büyüme Mümkün gibi eserlerle hem mesleğine hem de genel olarak Türkiye Ekonomisi’ne dair eserler verdi.
Faruk Türkoğlu, ekonomik gelişmeleri yalnızca rakamlarla değil, toplumla, emekle ve hayatın içinden gelen gerçeklerle birlikte okuyan kuşağın önemli temsilcilerinden biriydi. Ardında sadece yazılar, görevler ve unvanlar değil; ciddiyetle kurulmuş bir düşünce hayatı, emeğe saygıyla şekillenmiş bir bakış ve kendisini tanıyanlarda iz bırakan güçlü bir duruş bıraktı.
İktisat Fakültesi’nde biçimlenen düşünce dünyası, sendikal alanda kazandığı saha bilgisi ve gazetecilikte ulaştığı saygınlık, onun hayatında hep birbirini besleyen üç güçlü damar oldu.








